x

ÜLKESİNİ BAĞIMSIZLIĞA TAŞIYAN ŞAİR: “BAHTİYAR VAHAPZADE”


Biz Türkler; yaşadığımız sıkıntıları çabuk unutur, sıkıntıdan kurtulduğumuzda onu tecrübe olsun diye bile aklımızda tutmayız. Nitekim Kül Tigin Abidesi’nde geçen “Ey Türk halkı! Sen tok gözlü ve aksisin: Açlığı tokluğu düşünmezsin; bir de doyarsan açlığı (karın açlığı değil, genel durum anlamında) hiç düşünmezsin” sözleri, Türk milletinin bu özelliğinin tam anlamı ile ifadesidir.

Büyük milletlerin medcezirleri, yani yükselmeleri ve çökmeleri vardır. Oğuzlar, 1000’li yıllarda batı tarafına büyük göçlerle gelmiş, dünya tarihinin en büyük devletlerini kurmuştur: Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti… Fakat 1900’lü yıllara gelindiğinde Oğuz coğrafyası çökmüştür. Bir başka ifade ile XIX ve XX. yüzyıl Oğuzlar için çok zor asırlar olmuştur.

Batıda, dünyada güç sayılabilecek bütün milletler; Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkmış, Anadolu Türklüğüne varlık-yokluk mücadelesi verdirmiştir. Türkleri tarihin hiçbir döneminde görülmeyen bir Kurtuluş Savaşı yapmak zorunda bırakmışlardır. Yirminci yüzyılın alpı ve bilgesi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları; şairler, yazarlar, askerler, Türk halkı bu savaşı zaferle sonuçlandırmıştır. Anadolu Türklüğü bir nebze de olsa rahatlamıştır. Fakat Azerbaycan ve diğer Türk yurtları, Anadolu Türklüğü gibi şanslı olamamıştır.

XX. yüzyıla Azerbaycan Türklüğü de kötü başlamıştır. Büyük mücadelelerden sonra Azerbaycan, Mehmed Emin Resulzadeönderliğinde 1918’de bağımsızlığını ilan etmiş ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Fakat 1920’de Rusya, Azerbaycan’ı işgal etmiş, Azerbaycan Türklüğü için artık kâbus dolu yıllar başlamıştır. Esir bir millet…. Sürgünler.. İdamlar… Aydınların kurşunlanması …

Şartlar böyle iken Azerbaycan coğrafyasında 1959’da bir umut kıvılcımı görülmeye başlamıştır. Sisli, dumanlı, bulutlu bir coğrafyada beliren bu kıvılcım Bahtiyar Vahapzade’nin kaleminden çıkmıştır. O yıllarda özgürlük hareketinin kıvılcımı; sisli, dumanlı, bulutlu… Azerbaycan coğrafyasında belli belirsiz…. Bahtiyar Muallim, “Gülistan” şiirini yazar. İran ve Rusya diye bölünen Azerbaycan Türklüğünün yaşadığı felâketleri anlatır. Anlatır da bu yaptığı karşılıksız kalır mı? “Milliyetçi” damgası ile damgalanır ve görevine son verilir. Bahtiyar Muallim, ekmeksiz, aşsız kalmıştır. Ancak o hiç bir zaman yılmamıştır… Artık her şeye rağmen özgürlük kıvılcımlarını arka arkaya ateşlemeye başlamıştır. Bu ateş, “Ben Atatürk’ün askeriyim!” diye haykıran Ebulfez Elçibey ve arkadaşlarının da yolunu aydınlatmıştır. Bu ateş, 1980’li yıllarda güneş olmuş, bu güneş 1991’de “Azerbaycan Cumhuriyeti” yani bağımsızlık bayrağı olarak doğmuştur.

Yazının Tamamı [*.pdf]