x

SUNUŞ

 

Kültür, bir millet veya topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünüdür. Tarihî ve toplumsal gelişme süreci içerisinde yaratılan maddî ve manevî değerlerin tamamıdır. Kültür; toplumları birleştirir, bütünleştirir, barış içerisinde yaşamalarını sağlar.
Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Bu yüzden çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Bu yüzden Mustafa Kemâl Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini yüksek Türk kültürü olarak belirlemiştir.
Kültürümüzün en önemli görevlerinden biri de eğitimdir. Okul kavramının ve okulların olmadığı zamanlarda eğitimin bütün çeşitleri halk kültürü ile yapılmaktaydı. Yani halk, tecrübeleriyle kültürünü oluşturuyor, onunla nesillerini eğitiyordu. Bu kültür unsurlarının bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Ninniler: Ninnilerle 0-6 yaş arası çocuklar eğitilmekte, çok küçük yaştan itibaren hayata hazırlanmaktaydı. Çocuk ufku ninnilerle geliştirilmekte, yüksek seciyeli bir insan olmasının temeli atılmaktaydı. Alpliğe veya bilgeliğe hazırlanan çocuğa söylenen şu ninni, sadece bir örnektir:

Benim oğlum yiğit/bilge olacak
Güzel eli kılıç/kalem tutacak
Düşmanı önüne katacak/önünde eğilecek
Ninni benim kuzuma ninni

2. Çocuk Oyunları: Çocuk oyunları, gerçek hayata hazırlama okuludur. Gerçek hayattaki meselelerin biraz hafifletilmiş şekilleridir. 6-15 yaş arası çocuk eğitimi içindir. Ok yay oyunu, başkan seçme, kurt koyun, esir almaca, eşkıya, … gerçek hayata hazırlamak içindir. Birdirbir, ip atlama, köşe kapmaca, seke, “Tavşan kaç, tazı tut”, yağ satarım bal satarım, kaydırak, ip atlama, … ise beden idmanı bakımından çok önemlidir. Üç taş, dokuz taş, saklambaç, …. da beyin faaliyetlerini geliştirmeye yöneliktir. Çocuk oyunları vücut yani beden, beyin idmanı, yarışma, rekabet, sürat, enerji, örgütlenme için önemlidir. Çocuğu ileriki hayata hazırlamada önemli bir kilometre taşıdır. Bu tür oyunları oynamış çocuklar, yani günümüzün büyükleri kararlı, cesur, yaratıcı ve olgundur. Pratik bir zekâ yapısına ve çoğunlukla sağlıklı bir vücuda sahiptir.

3. Mâniler: Mâni, Türkiye’de atma türkü, imece türküsü, eski türkü, dömbelekçi türküsü isimleriyle de bilinmektedir. Mâni zor olan işlerde, zorluğu bir parça azaltmak, zor işi kolay ve eğlenceli hâle getirmek için genellikle karşılıklı olarak, türkü atarak söylenir. Yaşlı ve bu konuda tecrübeli olanlar, karşılıklı olarak veya tek başına mâni söylerken gençler de çeşitli şekillerde kısmetini almaktadır. İletilecek mesajı estetik bir biçimde dile getirmek ise genellikle gençler arasında görülmektedir. Genç erkekler ve kızlar gönül meselelerini iletmek veya iletilen gönül meselelerine cevap vermek için genellikle mâni söylemek yolunu seçerler. Teknolojinin gelişmesi, göçlerin yoğunlaşması ve yaygınlaşması bunlara bağlı olarak tarım alanlarının daralması ile imece geleneği ortadan kalkmıştır. Her nedense gönül meseleleri ve gönül meselelerinin iletilmesi de kimlik değiştirmiştir. Bunların sonucu olarak mâni söyleme geleneği de zayıflamıştır. Konu bütünlüğü olmayan, kafiyesi bozuk, hece sayısı eksik veya fazla mâniler bunun bir göstergesidir.

Mânilere genel anlamda bakıldığında, Türk insanın sosyal, ekonomik, kültürel yapısının çok güzel bir biçimde yansıtıldığı görülecektir. Daha ayrıntıya inecek olursak giyim, kuşam, mutfak, mimarî, … açık bir şekilde gözler önüne gelmektedir. Net bir biçimde akseden diğer bir konu da coğrafî yapıdır. İnişler, çıkışlar, dereler, tepeler, ırmaklar, ormanlar, yaylalar, tarlalar, harmanlar, mısır ve fındık bahçeleri, meyve bahçeleri; dahası güzel Türkiye’miz canlı bir tablo gibi göz zevkine sunuluyor gibidir. Diğer bir deyişle derleyebildiğimiz yaklaşık on bin mâni, Türkiye’nin güzel bir aynasıdır.

4. Masallar: Masallar ise ahlâk terbiyesi bakımından çok önemlidir. Masalların büyük çoğunluğunun şahıs kadrosu kötü ve iyi insanlardan veya nesnelerden oluşur. Hemen her masalda iyiler, kötülüklerle çatışır. Ama en sonunda hep iyiler galip gelir. Sürekli masal dinleyen bir çocuk bu bakımdan kendini eğitir. Sonunda hep iyilerin kazançlı olduğunu görünce iyi bir insan olmak için elinden geleni yapar. Yüzü nurlu yaşlılarımızın her konuda olumlu düşünmesinin temelinde bu yatmaktadır. Çünkü onlar masalları dinleyerek büyüdüler.5. Fıkralar: Fıkralar yalnızca gülmek, gülümsemek için değillerdir. Fıkraların sosyal hayatta çok önemli yerleri vardır. Bunun en güzel örneği Osmanlılar dönemidir. Osmanlılar döneminde pek çok insan tipi bir arada barış içerisinde yaşamıştır. Bu farklı insan tipleri bir arada yaşarken birbirilerini eleştirmişler, ama bunu fıkra yoluyla yapıp hem de eğlenmesini bilmişlerdir. Temel Dursun, Bekri Mustafa, Bektaşi, Nasreddin Hoca fıkraları bunun örnekleridir.

6. Atasözleri: Zamandan en iyi tasarruf, tecrübelerden istifade etmekle mümkündür. Eğitimin ilerlemesi, bir önceki neslin getirdiği noktaya bağlıdır. Tecrübeli ve eğitimli olmak için zor şartları hep aynı neslin yaşaması gerekmez. Atasözleri, bu konuda yeri doldurulamaz hazinelerdir. Şu birkaç atasözü konuyu açıkça ortaya koymaktadır: Aç gözünü açarlar gözünü; Adama dayanma ölür, ağaca dayanma kurur; İnsan kıymetini insan bilir; Tanrı sabırlı kulunu sever; Alma mazlumun ahını, çıkar ahaste ahaste; Aman diyene kılıç kalkmaz; Aşını, eşini, işini bil; Atalar sözü tutmayanı yabana atarlar; At binenin, kılıç kuşananındır; Al ile yetinmeyen çoğu hiç bulamaz; Bakan yemez, kapan yer; Baskın basanındır; Beyler buyruğu yoksula kan ağlatır; Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır; Bin bilsen de bir bilene danış; Bin dost az, bir düşman çoktur; Bir korkak bir orduyu bozar; Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler; Çok koşan çabuk yorulur; Dağda gez, belde gez insafı elden bırakma; Danışan dağı aşmış, danışmayan yolda şaşmış; Dokuz kere ölç, bir kere biç; …

7. Efsaneler: İnsanlar; yaşadığı coğrafyaya ait önemli gördükleri kişileri, nesneleri ve mekânları kutsallaştırırlar ve sırrını çözemedikleri konuları çeşitli biçimlerde yorumlarlar. Bunlara, yaşanmış bazı olayları da katıp nesilden nesile aktarırlar. Kutsallaştırma, yorumlama ve aktarmaların pek çoğu sözlü olarak yayılır. Bu, sonuçta bir sözlü kültür oluşturur.
Sözlü kültürün en önemlilerinden biri de efsanelerdir. Efsaneler, insan ile insanı, insan ile coğrafyayı, insan ile diğer varlıkları, insan ile maneviyatı bir birine gönül bağı ile bağlayan unsurlardır.
Efsaneler, muazzam bir eğitim aracıdır. Efsanelerin konuları çoğunlukla çocuk, genç ve orta yaşlıların eğitimi ile ilgilidir. Güzel ahlâklı olmanın faydalarını ve nasıl güzel ahlâklı olunacağını işlemektedir. Onlar hilenin, düzenbazlığın, nankörlüğün, cimriliğin kötülüğünü; dürüstlüğün, sağlam karakterli olmanın, cömertliğin güzelliklerini en iyi bir biçimde anlatmıştır.
Bir kısmı coğrafyayla ilgilidir. Coğrafyaya mühür vurma aracıdır. Coğrafyayı vatan yapma, vatanda kök salma, vatana ruh verme unsurlarıdır. Konusu fabl ve tarihî şahsiyetle ilgili olanlar da vardır.8. Destanlar: Destanların kültür tarihimizde çok önemli bir yeri vardır. Onlar edebî bir mahsul olmakla beraber tarihin kırık dökük aynalarıdır. Konuları çoğunlukla tarihî gerçeklere dayanmaktadır. Geçmiş zaman içerisinde yaşanmış olaylar ve yaşamış kahramanlar hakkındaki bilgileri, hiç değilse ana hatlarıyla, öğrenmemizi sağlamaktadırlar. Bu türdeki yazılı metinler dikkatli bir şekilde incelendiğinde uzak geçmiş ile ilgili çok kıymetli malzemeler elde edilmektedir.
Destanlar milletlerin ansiklopedileridir. Tarihî unsurların yanında milletlerin geçmişteki gelenek, görenek ve yaşayış tarzları ile ilgili olarak belki de hiç bir kaynakta bulunamayacak bilgiler destanlarda yer almaktadır. Geçmişte Türklerin yedikleri yemekler, çaldıkları çalgılar, kullandıkları savaş âletleri, ağırlık ölçüleri, giydikleri elbiseler, … hakkındaki ayrıntılı gerçekleri destan yazarları farkında olmadan bizlere kadar ulaştırmıştır. Destanlar, zoru başarmanın hikâyeleridir. Başarılması hemen hemen imkânsız hadiselerin zekâsı ve gücü ile bir kahraman tarafından olumlu bir sonuç ile bitirilmesi, destanların genel olarak konusudur. Bu olaylar bazı destanlarda bir milletin yok olması veya varlığını sürdürebilmesi gibi hayatî meselelerdir. Bazılarında ise olağanüstü başarılar anlatılmaktadır.
Bu eserler aynı zamanda yazı dilinin önemli belgeleridir. Türkçenin tarihî gelişmesinin araştırılmasında çok kıymetli malzemelerdir. Genellikle halk ağzından derlenip yazıya geçirildiği için dilin özelliklerini çok yönlü yansıtan bu yazılı metinler, tarihî Türkçe açısından âdeta bir hazine durumundadır.
Yukarıda saydıklarımız Türk kültür unsurlarından yalnızca birkaç tanesidir. Türkülerimiz, Türk insanının kimliğini; bilmecelerimiz, Türk insanının fıtrî zekâsını yansıtmaktadır. Hepsi ele alındığında konunun önemi ve ciddiyeti çok açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
Türk kültürü, her sahada önemli ve nitelikli insan yetiştirmek bakımından dünyada eşi olmayan bir kültürdür. Türk tarihinde alp ve bilgenin çok olması bundandır.
Türk kültürü; kız çocuğuna kız, erkek çocuğuna erkek görevini beşikte yükleyecek kadar ince ve asildir. Ancak Türk kültürü binlerce yıldır gölgede bırakılmanın sıkıntılarını yaşamaktadır. Bir süre Arap ve Fars kültürü esas alınmıştır. 18. yüzyılın sonlarından beri ise Batı kültürünün gölgesindedir. Türk düşüncesinin kaynağı Türk kültürüdür. Türkler, bugün, Türk kültürünün binlerce yıldır ikinci plâna itilişinin acı sonuçlarını yaşamaktadır. Çağımızın iletişim araçlarının bu konulara yer vermemesi, bu kültürün sahiplerini hazinenin üzerinde oturup sadaka toplayan kişiye döndürmüştür. Türkiye’deki günümüzde durumu ele alacak olursak, özetle, şu sonuçlara varılabilir: Artık ninniler söylenmemekte, çocuklarımız çeşitli basın ve yayın organları vasıtasıyla yabancı kültürlerle yetişmektedir. Ders kitaplarındaki başka milletlerin masalları, çocuklarımızın ufkunu daraltmaktadır. Fıkraların ortadan kalkmasıyla insanlar meselelerini kaba kuvvetle çözmeye başlamıştır. Atasözleri unutulduğu için tecrübelerin aktarılması tarihe karışmıştır. Türk destanlarını okumayan gençler, yabancı kahramanların hayranı olup çıkmaktadır.

Türk milletinin çalışkanlığı; yiğitliği, hoş görülülüğü, gönül zenginliği, iç dünyasının derinliği, temiz ruhu ve temiz yüzü, ekmeğindeki ve aşındaki bereketi, fıtrî zekâsı, güzel sanatları sevmesi, dünya bilimine ve barışına katkısı ve asilliğinin kaynağı Türk kültürüdür. Bilge Kağan’ı, Kül Tekin’i, Alparslan’ı, Yunus Emre’yi, Hacı Bektaş Velî’yi, Hacı Bayram Velî’yi, Mevlana’yı, Fatih Sultan Mehmed’i, Nene Hatun’u, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı kahramanlarını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularını; Türkiye’yi gözünün nuru ve alnının teriyle yoğuran anne ve babalarımızı yetiştiren bu kültürdür. Yukarıda saydığımız unsurlardır. Zira: “Gölgede olanın gölgesi olmaz”.
Türk milletinin yeniden bu ve benzeri şahsiyetleri yetiştirmesi, Türk toplumundaki sorunların onarılması, ahlâkî çöküşün önlenmesi, Türk nesillerinin öz güveninin canlanması; Türkiye’nin millî birliği ve bütünlüğü Türk kültürünün yeniden öne çıkması ile mümkündür. Bu kültürün çağa ve günümüzün bütün yeniliklerine uyumu sağlanarak yaygınlaştırılması ve eğitimde uygulanması ile mümkündür.

Türk milletinin vergisiyle okuyarak bu günlere geldiğinin bilincinde olan bir grup çalışma arkadaşı olarak biz; Türk kültür ürünlerinin tamamını derleme, kaynakları tarama, yazıya aktarma, değerlendirme, yayımlama ve cağa uyumunu sağlayarak eğitimde kullanma çalışması başlatmış bulunmaktayız. Bu çalışma dizisi; 1984’te Necati Demir tarafından başlatılmış, hiçbir kurum, kuruluş ve şahıstan maddî yardım almadan 22 yıl aralıksız sürdürülmüş, bu konularda dünyanın en büyük arşivi oluşturulmuştur. Daha sonra diğer bilim adamları da katılmış ve çeşitli boyutlarda katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışmayı yapmadaki amaçlarımızın bazıları şunlardır:1. Cumhuriyetimizin kurucusu XX. yüzyılın en büyük alpı ve bilgesi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk kültürü konusundaki vasiyetlerini ve hayallerini gerçekleştirmek. O’nun: “Millî kültürümüzü muassır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma.” düşüncesine katkıda bulunmak. Bunu gerçekleştirirken: “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini esas almak.
2. Türk halk kültürünün tamamını (ninniler, çocuk oyunları, mâniler, masallar, fıkralar, atasözleri, efsaneler, destanlar) derlemek, değerlendirmek, yurt içinde ve yurt dışında yayımlamak.
3. Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni nesillerine kaynağı Türk kültürü olan okuma kitapları ve kaynaklar sunmak.
4. Kaynağı Türk kültürünün ürünleri olan ninniler, çocuk oyunları, maniler, masallar, fıkralar, atasözleri, efsaneler, destanlardan oluşturulacak okuma kitaplarını her bir seviye için ayrı ayrı düzenleyerek okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, üniversite öğrencilerimizin hizmetine sunmak.
5. Okul çağı dışında kalan Türk halkına kaynağı Türk kültürü olan okuma kitapları ve kaynaklar sunmak.
6. Türkçenin daha iyi öğrenilmesine ve gelişmesine katkıda bulunmak.
7. Giderek azalmakta olan okuma alışkanlığını ülkenin dört bir yanında bu eserler vasıtasıyla yaygınlaştırmak.
8. Çalışmalarımızı yurt dışında da yayımlayarak yurt dışında yaşayan ve asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Türk çocuklarına, Türkçe ve yaşadıkları ülkenin dili ile Türk kültürünü sunmak.
9. Derlenerek yazıya geçirilen ve yeni yazıya aktarılan (Türk Destanları) halk kültürü ürünlerini dünya ve Türk bilim adamlarının hizmetine sunmak. 10. Dünya bilim âlemine Türk halk kültürü ile başka kültürleri karşılaştırma imkânları sunmak.Bu çalışmalar; ben ve arkadaşlarım tarafından güzel ülkemizin bütün vatandaşlarına ve bilim adamlarına hediye edilmiştir. Özellikle her türlü sosyal bilimlerin kaynağımı farklı kültürlerde ve farklı milletlerde arayan bilim adamlarımızın bu metinleri iyi değerlendirmesini istirham etmekteyim. Bu çalışmalardan iyi biçimde yararlanılması, okunması ve sahip çıkılması dileklerimle …

Sivas, 29 Ekim 2006
Prof. Dr. Necati DEMİR