x

Oğuz Kağan Destanı

Oğuz Kağan Destanı diğer adıyla Oğuz-name, gerçek “Türk Kimliği” kitabıdır. Günümüz yazarlarının bin bir kaynağa baş vurarak yazdığı bu tür çalışmalardan önce Oğuz-name, binlerce yıldan beri toparlana toparlana ve süzüle süzüle gelmiş; çeşitli yazarların katkısı ile olgunlaşmıştır. Eser tam anlamıyla bir Türk tarihi, Türk dili, Türk edebiyatı, Türk kültürü, Türk sosyolojisi, Türk siyasî tarihi, Türk hukuk tarihi, … kitabıdır.
Oğuz Kağan Destanı bir başka söyleyişle Oğuz-name, Türklerin kökeni açısından en önemli kaynaklardan biri olma özelliğini taşımaktadır. Hazret-i Nuh’tan itibaren 17. yüzyıla kadar olan Türk tarihi, eserde rivayete dayalı olarak anlatılmaktadır. Eser, Türk – Moğol tarih birliğinden itibaren Türk tarihini gözler önüne sermektedir. Oğuz – Kıpçak, Oğuz -Karluk, Oğuz – diğer Türk kavimleri ilişkisi rivayete dayalı olarak anlatılmaktadır.
Oğuz Kağan Destanı, güneşin doğduğu yerden güneşin battığı yere kadar bütün dünyanın Oğuz Kağan tarafından fethinin kitabıdır. Oğuz Kağan ata yurdu olan Issık Göl çevresinden ordusu ile birlikte hareket ederek bütün dünya üzerine seferler düzenler. Bütün Asya’yı, Avrupa’yı ve Afrika’nın kuzeyini Oğuz ülkesi haline getirir. Bu arada Anadolu’ya da sefer düzenler. Diyarbakır’dan Anadolu topraklarına girer. Daha sonra Batak Şehir adıyla da bilinen ve üç yüz altı kapısı bulunan Antakya’ya gelir. Oğuz Han bu şehri alır. Burada bir altın taht yapar yani bu şehri geçici başkent yapar. Yanında olan doksan bin askerin hepsini, kadın ve çocuklarıyla birlikte şehre götürüp bu şehre yerleştirir. Anadolu’nun tamamını buradan hareket ederek fetheder.
Oğuz Kağan Destanı, Türk edebiyatının en önemli destanlarından birisidir. Türk destanları ve destan edebiyatı bakımından en önde gelen eserlerdendir. Türk edebiyatının diğer en önemli eserlerinden olan Dede Korkut Destanı da dahil olmak üzere pek çok eserin kaynağı Oğuz-name’dir.
Bu çalışmanın hazırlanmasında Oğuz-name’nin Kazan nüshası esas alınmıştır. Diğer nüshalardan da yararlanılmıştır. Yani bu eser, ona yakın elyazmasına dayalı olarak oluşturlulmuştur. Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lügâti’t-Türk, Reşidüdin, Camiü’t-Tevârih, Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i Âl-i SelçukOğuz-name (Uygur Harfli Paris Nüshası), Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terakime ve Şecere-i Türk, … adlı eserler bunlardan başlıcalarıdır.
Bilindiği gibi bu eserlerin bazıları Arapça ve Farsça’dır. Arapça ve Farsça olan eserler tarafımızdan çevrilmiştir ya da çevirilerden yararlanılmıştır. Türkçe el yazması nüshaların bazıları ise Uygur Türkçesi ve Çağatay Türkçesi ile kaleme alınmıştır. Bu eserler tarafımızdan Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i Âl-i Selçuk adlı eseri ise Eski Türkiye Türkçesi ile kaleme alınmıştır. Bu çalışma da tarafımızdan yeni yazıya aktarılmıştır.
Bütün bunlarla birikte Zeki Velidî Toğan’ın Oğuz Destanı, R. M. Şükürova’nın Oğuzname, Muharem Ergin’in Türklerin Soy Kütüğü, Bang-Rahmeti’nin Oğuz Kağan Destanı adlı eserlerinden de yararlanılmıştır.
Oğuz boylarının Anadolu’daki damgaları şaşırtıcı bir şekilde Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i Âl-i Selçuk‘ta verdiği damgalara benzemektedir. Yani Kaşgarlı Mahmud ve Reşidüddin’in eserlerinde verdiği damgalara Anadolu’da pek rastlanmamıştır. Ancak Anadolu’da şimdiye kadar tespit ettiğimiz damgalar, Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i Âl-i Selçuk‘ta gösterdiği damgalarla hemen hemen aynıdır. Bu yüzden Oğuz Damgaları adı geçen eserden alınmıştır.